23 12 2010

Erteleme Alışkanlığı ve Kurtulmanın Yolları

Erteleme alışkanlığı artık okadar genişlediki durdurulması zor bi hale geldi. Ertelemek bir işi olduğundan fazla gözünde büyütmek ve daha sakin bi ana bırakma işidir. Bugün akşam bakarım neyse geç oldu yarın bakarım ya çok yorgunum neyse akşam bakarım böle diye diye ardımıza bide bakarızki bu ertelediğimiz olay daha büyük sorunlarla karşımıza çıkar. Herşeyi hep erteleye erteleye birde bakmışısızki o yapmamız gereken olay için son günün içerisindeyiz ozamanda başlarız kaygıya telaşa öyle değilmi... Ev işleri, faturalar, arabanın bakımı, çocukların okulu, ofiste bekleyen işler, kişisel bakımımız derken yapılması gerekenler ve yapılması istenenler arasında boğulup gidiyoruz. Bu iş yükünün en büyük yan etkisi ise ‘bugünün işini yarına ertelemek’. Böyle böyle yarına bir bakıyoruz; yapacak tonlarca işimiz var. Bu işlerin varlığı düşüncesi aklımızı öyle meşgul ediyor ve bu durum bizi aslında o kadar yıpratıyor ki farkında değiliz… Bu şekilde ‘kendimizi oyalamalar’ yerine işimizi gününde halletmeye çalışmamız, hem zihin sağlığımız hem de zaman planlaması açısından çok önemli. Dolayısıyla hafife alınmaması gereken bir mesele… Ertelemenin insanda suçluluk hissetmeye, hareketsizliğe, hatta depresyona kadar varan sonuçlar yaratabileceğini biliyor muydunuz?  Neden erteliyoruz? Herşeyi yarına erteleme alışkanlığı hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkabilir; profesyonel hayatta, günlük yaşamda veya özel hayatta… Bu sıkıntı yaratan durumdan kurtulmak için öncelikle yapmamız gereken ertelemenin kaynaklarını belirlemektir. İşte bazı işlerimizi ertelemenin altında ‘gerçekten vaktin yetmemesi’ dışın... Devamı

22 12 2010

Kalp Kırıklığı Acısını Çekenler Buyrun...

Farkında olmadan geldik hayata, farkında olmadan üzülebiliyoruz, farkında olmadan kırılıyor kalplerimiz.. Bazen aşk acısı çekiyoruz, bazen sevdiğini paylaşamama acısı, karşılıksız sevme acısı, Çok yakınına kırılma acısı.. Gülmek tek çeşit, fakat üzülmenin çeşidi çok fazla.. Üzüntünün insan vücuduna biyolojik olarak hiç bir faydası yoktur. Aksine sürekli hüzünlü olma durumu, tüm hastalıkların tetikleyicisi durumundadır. Üzüntü hali ile biyolojik ve psikolojik bir çok hastalığa yakalanabiliriz. Ayrıca bu hastalıkların hasarları çok kalıcı olabilir. Kalp kırılması, bildiğiniz üzere üzüntünün baş tetikleticisi durumundadır. En çaresiz olduğu zaman ise, kalbini üst üste kıran birini hala koşulsuz sevmek ve her zaman acı çekmektir. Kalp kırılmasını bu örnek üzerinden değerlendirecek olursak, bununda çözümü vardır. Kalpten sevginin,kırgınlığın komple söküp atılması imkansızdır. Ama çekilen acı çeşitli tekniklerle hafifletilebilir, hatta yok edilebilir. Çok seven kalp, çok kırılır. Çünkü sevdiğinden çok şey bekler.. Sevgisine karşılık hep gülümsemek ister.. Bu beklenti çok normaldir. Burada sorun sizde değil, sevdiğiniz ve beklenti kurduğunuz kişidedir. *** Öncelikle kendinize, "Bu dünyada ki en değerli şey benim!" mantığını yüklemeniz gerekmekte. Bu dünyanın en değerli varlığı sizsiniz,başka kimse değil! Sessiz biz ortama geçin, kendinizi gevşetin.. Şimdi kendinize bu mantığı yükleyin. Unutmayın, en önemli kişi,sizsiniz. Şimdi duygusuz biri olun! Sizin duygunuz yok,bir hakem pozisyonuna geçin.. Gözlerin... Devamı

22 12 2010

Kalp Kırıklığı Acısını Çekenler Buyrun...

Farkında olmadan geldik hayata, farkında olmadan üzülebiliyoruz, farkında olmadan kırılıyor kalplerimiz.. Bazen aşk acısı çekiyoruz, bazen sevdiğini paylaşamama acısı, karşılıksız sevme acısı, Çok yakınına kırılma acısı.. Gülmek tek çeşit, fakat üzülmenin çeşidi çok fazla.. Üzüntünün insan vücuduna biyolojik olarak hiç bir faydası yoktur. Aksine sürekli hüzünlü olma durumu, tüm hastalıkların tetikleyicisi durumundadır. Üzüntü hali ile biyolojik ve psikolojik bir çok hastalığa yakalanabiliriz. Ayrıca bu hastalıkların hasarları çok kalıcı olabilir. Kalp kırılması, bildiğiniz üzere üzüntünün baş tetikleticisi durumundadır. En çaresiz olduğu zaman ise, kalbini üst üste kıran birini hala koşulsuz sevmek ve her zaman acı çekmektir. Kalp kırılmasını bu örnek üzerinden değerlendirecek olursak, bununda çözümü vardır. Kalpten sevginin,kırgınlığın komple söküp atılması imkansızdır. Ama çekilen acı çeşitli tekniklerle hafifletilebilir, hatta yok edilebilir. Çok seven kalp, çok kırılır. Çünkü sevdiğinden çok şey bekler.. Sevgisine karşılık hep gülümsemek ister.. Bu beklenti çok normaldir. Burada sorun sizde değil, sevdiğiniz ve beklenti kurduğunuz kişidedir. *** Öncelikle kendinize, "Bu dünyada ki en değerli şey benim!" mantığını yüklemeniz gerekmekte. Bu dünyanın en değerli varlığı sizsiniz,başka kimse değil! Sessiz biz ortama geçin, kendinizi gevşetin.. Şimdi kendinize bu mantığı yükleyin. Unutmayın, en önemli kişi,sizsiniz. Şimdi duygusuz biri olun! Sizin duygunuz yok,bir hakem pozisyonuna geçin.. Gözlerin... Devamı

22 12 2010

Yıkıcı Tartışmalardan Kaçınmanın 10 Pratik Yolu

Her çift tartışır. Bazıları açıktan açığa birbirine bağırarak tartışırken; bazıları da ilişki ve iletişim kurmayı reddeder. Yöntemleri ne olursa olsun, sonuç aynıdır - duyguların incinmesi ve düş kırıklığı.  Yapıcı bir şekilde tartışmanız için bazı ipuçlarım var; eğer doğru bir şekilde uygulanırsa, gelişme ve problemlerin çözümü için bir yol olabilir. 1. Kızgınlığın kendisinin tahripkâr bir duygu olmadığını bilmek gerekir. Kızgınlıkla öfke arasında muazzam bir fark vardır. Bir kişi kızdığı zaman duygularını ifade etme ihtiyacı duyar, bir şeyleri ya da ilişkileri bozmaz - ki bu türlü bir davranış öfkedir. 2. Sinirlenmeden önce duygularınızı ifade edin. Siz veya eşiniz olaya olduğu gibi yaklaşabilirse ve güvenli bir şekilde çözmeye çalışırsa, olay tartışma noktasına gelmeyebilir. Bazen bazı şeyler sadece ifade edilmeye ihtiyaç duyar ve eğer eşiniz sizin nasıl hissettiğinizi anlarsa, birçok tartışma önlenebilir. 3. Sesinizi yükseltmeyin. Kırılmış duygularınız veya farklılıklarınızla ilgili meselelerin bir fısıltıyla çözülebilmesi oldukça şaşırtıcıdır. Birbirine bağıran eşlere sadece bir fısıltıyla iletişim kurmalarını tavsiye ederim ve böylece ilişkilerindeki kızgınlık faktörünü büyük ölçüde azaltmış olurlar. 4. İlişkinizi tehdit etmeyin ve her tartışmayı ilişkinize karşı bir tehdit olarak algılamayın. Bu tarz duygusal şantajlarla karşıdaki panik ya da kaçış moduna girer. Siz ayrılmak istediğinizi söylerken, karşınızdaki yeni bir eş bulmak için planlar yapıyor olabilir. Bunun yanı sıra karşınızdaki kişi ailesini kaybetmek fikriyle öylesine yıkılmıştır ki şiddetli bir depresyon yaşayabilir ve bu sizi sonuca götürmez. 5. Problemlerinizi ... Devamı

21 12 2010

Hastalıkların Düşünceyle İlişkisi

  Genel hastalık bilgileri bölgesel şikayetlerinizde anlamanız gereken ruhsal nedenler için, bölgesel hastalık anlamları aşağıda verilmiştir.amaç ağrı ve sızılarımızdan yola çıkarak kendimizi daha iyi tanıyarak ve nerede yanlış yaptığımızı anlayarak çözüme ulaşmak olmalıdır.bu bilgiler reiki ye göre dir... Sevgiyle..   Kırgınlık,gücenme,darılma,öfke uzun zaman içte tutulduğunda bedeni yemeye başlıyor ve kanser oluşuyor.sürekli kendimizi yada başkalarını eleştirmek romatizmanın kaynağı.suçluluk duygusu daima ceza arar ve bu ceza da ağrılar yaratır.korku ve gerginlik ;kellik,ülser hatta ayak ağrılarına neden olur.   Baş:bizi temsil ediyor.dünya ya gösterdiğimiz şey.genellikle başımızla tanırız.baş bölgesinde sorun varsa bu genellikle ‘’bizde’’çok yanlış bir şey olduğu duygusunu taşıdığımız anlamına gelir.   Saç:dayanıklılığı temsil ediyor.gergin ve korku dolu olduğunda sıklıkla omuz kaslarında başlayan katılaşma başımızın tepesine,göz çevresine kadar yayılır.   Kulaklar:işitme kapasitesini temsil eder.sorun varsa,işitmek istemediğimiz bir şeylerin olup bittiğini gösterir.kulak ağrısı,işittiğimiz bir şeyden duyulan kızgınlıktır.sağırlık,birlikte yaşamak zorunda olduğun birine katlanamamanın göstergesidir.   Gözler:görme kapasitesini temsil eder.görmek istemediğimiz şeyler göz sorunları olarak karşımıza çıkar.   Baş ağrıları:kendimi yanlış,degersiz,geçersiz görmekten kaynaklanır.kendinizi hangi konuda hatalı bularak yargıladığınızı bulun.kendinizi affedin.migren türü baş ağrıları ,mükemmeliyetçilikten kaynaklanır.   Sinüs ağrıları yüzde,burnun çok yakınında hissedilir.hayatınızda size çok yakın olan birisinden rahatsızlık duyduğunuzun göstergesidi... Devamı

21 12 2010

ANNEM HAKLIYMIŞ

  Annem derdi ki: “Terli terli su içme ” İçten içe kızardım ona Oyunun en tatlı yerinde Bu müdahale de niye? Hastalanınca anlardım ki! Annem haklıymış Annem derdi ki: “Sakın geç kalma” Meraklanırmış sonra İçten içe hayıflanırdım ona Gidenin dönmesini beklerken anladım ki ! Annem haklıymış Annem derdi ki: “Odanı dağıtma” İçten içe karşı gelirdim ona Toparlamayı erteleyip dururken Hayatımı dağıttığım anlarımda anladım ki ! Annem haklıymış Annem derdi ki: “Öfkende fakir ol, sevginde zengin” İçten içe önemsemezdim bakışlarımla Kırdığım kalpleri telafi edemediğimde anladım ki ! Annem haklıymış Annem derdi ki: “Tek kişilik yaşama” Diğer türlüsü bencillik olur Sevilmezmişim sonra İçten içe güler geçerdim bu kelâma Yalnızlık ağır gelmeye başlayınca anladım ki ! Annem haklıymış Annem derdi ki: “Doğal ol, yapmacık olma” İçten içe burun kıvırırdım ona Ezberlediğim yaşam biçiminin tatsızlığını fark edip Rollerimi karıştırmaya başlayınca anladım ki ! Annem haklıymış Annem derdi ki: “Gençliğinin kıymetini bil, geri gelmez bir daha” İçten içe sitemkâr davranırdım ona Yüzümdeki çizgiler Saçımdaki beyazlar zafer kazandıkça anladım ki ! Annem haklıymış Annem derdi ki: “Bir dilek tut, gerçek olana kadar çabala” İçten içe söylemesi kolay, yapması zor derdim ona Hayatımı sorgulamaya başlayıp Sürekli yapamadıklarım aklıma geldiğinde anladım ki ! Annem haklıymış Annem derdi ki: “Bu sözlerimi kullan, yabana atma” Şimdi… İçten içe teşekkür ediyorum ona Çünkü… ... Devamı

15 12 2010

Mim'im var

Sevgili blog arkadaşım PİNKDAİSY tarafından gönderilen mimi büyük bir keyifle cevaplıyorum ve inceliğinden dolayı arkadaşıma teşekkürlerimi sunuyorum. Mimin konusu şöyle: “Kitaplığınızın karşısına geçin.Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın.Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız.O kitabı satın aldığınız, ya da hediye gelmiş de olabilir, anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu!55.sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.Daha sonra siz de 3 arkadaşınıza cevaplaması için gönderin.” EVET BENDE ARKADAŞIMA  ÇOK TEŞEKKÜR EDEREK SORUSUNU CEVAPLIYORUM SADIK YALSIZUÇANLARIN KİTABI CAM VE ELMAS 55.SAYFA Düşümde sana,"Kalbin dille bir olduğunu nereden anlarız ?"diye sordum. "Doğrudur,insanın dili kalbiyle bir olmalıdır.Sözün dağınıklığı,kalbin perişanlığındandır.Gönül denizdir,dil kıyı;deniz dalgalanınca  içindekileri sahile atar"dedin. bende bu mimi tüm arkadaşlara gönderiyorum hepiniz sağlıcakla kalınız.... ... Devamı

13 12 2010

DENİZDEN BABAM ÇIKSA YERİM !...

DENİZDEN BABAM ÇIKSA YERİM !.. Diyenlerdenmisiniz? Bence bu konuyu yazımızı okuduktan sonra birkez daha düşünün. Ne zamandır haberler de rastlamadığım bir durum ya da bana denk gelmedi.Haber de Macaristan’da 4 Ekim tarihinde patlama olduğu ve Tuna Nehri’ne Kızıl çamurun hızla yayılması haberiydi. Açıkcası bu konu beni çocuklarına sağlıklı beslenme adına sık sık balık yedirmek isteyen anne iç güdüsüyle içimi sıkmıştı. Gel gör ki bu habere ne zamandır rastlamadığımı belirtmiştim . Karadenizin nasıl bir kaderi vardır ki önce 26 Nisan 1986'da Çernobil Nükleer istasyonu’nda meydana gelen patlamanın ardından da artış gösteren kanser vakalarında olmuş nice evlere acı ve gözyaşı hakim olmuştu . Gerçi bu kızıl çamurunda başta akciğer kanseri olmak üzere bir çok hastalığa neden olacağı konusunda tüm haber daireleri hem fikirdi. Günümüzde artık sadece balık değil her türlü sebze ve meyvenin ve kasaplarda ki etlerin dahi hormonlu olduğunu düşünecek olursak yine de balık sofraların vazgeçilmezi -beyaz et -olarak karşımızda olacağı muhakkak. Eşiminde Karadenizli olması sebebiyle çok sık balıklı sofralarımızı donatır oldum .(çok balık seven biri olmadığımı da üzülerek belirtmeliyim) .Ama malum çocuklar işin içine girince severek yemeye çalışıyorum. Son günler de ismi akla başka konuları çağrıştırsa da ilk duyan insanlar da Greenpeace etkili bir eylem başlattı… ”Senin ki kaç santim” Ben bu eyleme katılanlardanım .Greenpeace’in resmi sitesi olan http://www.kacsantim.org/ Adresinden daha detaylı bilgi alabilirsiniz. Eşimin aldığı balıkların artık boyut olarak küç&u... Devamı

11 12 2010

Emma Bombeck Avustralya'da kanserden öldü..

ölümünden hemen önce yazdıkları ‎"Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer; Hastayken yatağa girer dinlenirdim. Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim.. Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım.. Daha az konuşur, ama daha çok dinlerdim.. Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim.. Oturma odasında TV seyrederken, patlamış mısır yer, şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda ona engel olmazdım.. Yerler leke olacak diye korkmazdım.. Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım.. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım.. Saçım bozulmasın diye, arabanın camının açılmasını önlemezdim.. Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum.. TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.. Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım.. Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim.. Bu o kadar nadir bir olay ki.. Mucize gibi bir şey.. Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla "Önce git ellerini yüzünü yıka" demezdim.. Onlara daha çok "seni seviyorum", ondan da daha çok "özür dilerim" derdim.. Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu.. Dikkatle bak.. Gerçekten gör.. Yaşa.. Vazgeçme.. Küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeç.. Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi.. Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çal... Devamı

05 12 2010

Yaban Kazları

Dikkat ettiyseniz yaban kazları “V” şeklinde uçarlar. Bilim adamları kazların neden bu şekilde uçtuklarını araştırmışlar. Araştırma sonucunda şu verilere ulaşmışlar; 1. “V” seklinde uçulduğunda, uçan her kuş kanat çırptığında, arkasındaki kuş için onu kaldıran bir hava akımı sağlıyormuş. Böylece “V” şeklinde bir formasyonda uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çırpışları sonucu ortaya çıkan hava akımını kullanarak uçuş menzillerini yüzde yetmiş oranında uzatıyorlarmış. Yani tek başına gidebilecekleri maksimum yolu grup halinde neredeyse ikiye katlıyorlarmış. Kıssadan Hisse: Belli bir hedefi olan ve buna ulaşmak için bir araya gelen insanlar, birbirlerinde hız ve haz alarak hedeflerine daha kolay ve çabuk erişirler. 2. Bir kaz, “V” grubundan ayrıldığı anda uçmakta güçlük çekiyor. Çünkü diğer kuşların oluşturduğu hava akiminin dışında kalmış oluyor. Bunun sonucunda, genellikle gruba geri dönüyor ve yoluna grupla devam ediyor. Kıssadan Hisse: Eğer kafamız bir kaz kadar çalışıyorsa; bizimle ayni yöne gidenlerle bilgi alışverişini ve işbirliğini sürekli kılarız. 3. “V” grubunun başında giden kaz hiç bir hava akımından yararlanamıyor. Bu yüzden diğerlerine oranla daha çabuk yoruluyor. Bu durumda yorulunca en arkaya geçiyor ve bu defa hemen arkasındaki kaz lider konumuna geçiyor. Bu değişim sürekli yapılıyor; böylece her kaz grubun her noktasında yer almış ve aynı oranda yorulmuş oluyor. Kıssadan Hisse: Yaptığınız her işi, yeri ve zamanı geldiğinde başkasına bırakmak gerekiyor. 4. Uçuş hızı yavaşladığında gerideki kuşlar, daha hızlı gitmek üzere öndekileri bağırarak uyarıyorlar. Kıssadan Hisse: İlerlemek ve yol almak için baze... Devamı