28 12 2010

ÖZGÜVEN NASIL KAZANILIR ?

  Eğer özgüveninizi yitirdiğinizi düşünüyor ve nedenini sorguluyorsanız, ya da kendinize güveninizi nasıl pekiştireceğinizi merak ediyorsanız bu tavsiyeleri uygulayın. 1. Önce bütün olumsuz tecrübeleri unutun. Durup dururken güveniniz yitirmeniz, başarısızlık duygusunu yaşamanız bundan olabilir. O yüzden ilk adım olarak ...geçmişteki bütün kötü deneyimleri yok edin. Beyninizden silin gitsin! 2. Kendinizle iletişiminiz çok önemli. ”Sen bunu yeneceksin” gibi cümleler kurmayın. Yani kendinize iç sesinizle “sen” diyorsanız bu sorundur. İlk olarak kendinizle “iletişim”e geçip, “ben bunu yaparım” şeklinde cümlelerle işe başlayın. 3. Erteleme olayına bir son verin. Bir şeyi sonlandırmayıp, yarım bırakma, başarılı olamama korkusuna dayanabilir. “Şu an” yapacağınız ne varsa “hemen şimdi” yapın. Bir not edin bakalım, “yarım” bıraktığınız işler çok fazla mı? Onları tamamlamak güven duygunuzu rehabilite edecektir. Çok basit şeylerde bile bunu uygulayın. Saçınızı kestirmeyi ne zamandır erteliyor musunuz. Hemen gidin kestirin mesela.. 4. Kesin olarak istediğiniz şeyin ne olduğunu düşünün. Tam olarak neyi, ne kadar, nerede ve nasıl elde etmek istiyorsunuz? Bunu dakikalarca düşünüp, o çok istediğiniz şeye odaklanın. Adrenalinizin arttığını, istediğiniz şeye kavuşmayı “düşünmenin” sizi pozitif bir ruh haline soktuğunu göreceksiniz. 5. Kötü tecrübeleri beyninizin bilgisayarını çöp kutusuna atıp, silmiştiniz ya. Eh şimdi, arkadaşlarınızla beraberken biraz sıkılıyorsunuz değil mi? Onlara hep ”dertlerinizden” söz ederdiniz hani! Canım, biraz düşünün, sizin hiç başarınız olmadı mı geç... Devamı

28 12 2010

Kavak Ağacı ile Kabak

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa: —Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç? —On yılda, demiş kavak. —On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak. —Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak! —Doğru, demiş kavak. Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa: —Neler oluyor bana ağaç? —Ölüyorsun, demiş kavak. —Niçin? —Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için. Ders: Çalışmadan, emek harcamadan gelinen nokta, başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır. alıntı Devamı

28 12 2010

HAYAT NASIL ANLATILMALI

"Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden adı ´insan yetiştirmek´ olan bir iş. Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın. Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını... Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden ´neden ben değil de o ?´ demeden... Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi, ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona. Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğini, kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu. Gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret.Kitaplardan keyif almasını.Ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum, ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı. Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıp ta kendini yönlendirmeyi bulmasını. Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla.Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret, belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar ve belki binlerce yıldızın altında birbirlerine sarılırlar, bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine..... Devamı

28 12 2010

KIRIK TESTİNİN KUSURU

Çin´de bir adam, her gün omuzuna aldığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine... Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış… Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış; Her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve... Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış iki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış… Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Fakat zavallı çatlak olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş. İki yılın sonunda bir gün,görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş: “Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor..” Adam gülümseyerek dönmüş testiye; “Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum... Senin tarafına çiçek tohumları ektim... Ve hergün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın... 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim” diye cevap vermiş. ALINTI ... Devamı

27 12 2010

Öfkeli ve Yalnız İnsanlar

Ben nasıl bir ailede büyüdüm? Ailem sağlıklı, gelişimimi destekleyen, bir birey olarak yaşama hazırlanmama yardımcı olan bir ortam mıydı? Bizler nasıl ailelerde büyüdük? Ailelerimiz sağlıklı mıydı? Aileleri sağlıklı olduğu halde kendisi sağlıksız olan toplum yoktur. Toplum sağlıksız ise toplumu oluşturan ailelerin çoğu sağlıksızdır. Benim kafamda bu, bu kadar açık ve seçik. Çoğumuz sağlıksız ailelerde yetiştik. Bu “ sağlıksızlık,” alkolik anababa, ailede şiddet gibi hemen göze batan türden bir sağlıksızlık değil. Bir çocuğun doğuştan hakkı olan en önemli mirası; onun geliştireceği anlam verme sistemidir. Sağlıksız ailede çocuğun anlam verme sistemi “benim aklım ermez” şeklinde gelişir. Ve böylece aklına değil hurafelere inanan biri daha topluma katılır. Örnek olarak beş yaşındaki çocuğun ailedeki şöyle bir etkileşimi düşünün: Çocuk: Anne niye üzgünsün? Anne: Üzgün, falan değilim. Haydi, sen kendi işine bak. Çocuk döner babasına bakar Baba: Anne’ni rahat bırak; üstüne vazife olmayan şeylere karışma. Çocuk şaşkın, annesine bakar Annenin gözleri dolar ve biraz sonra ağlamaya başlar Baba: Bak gördün mü ne yaptın! Haydi çık dışarıya. Git. Çocuğun kafası karışmış, anlayamamış, korkmuş, üzülmüş ve bir boşluk içine düşmüştür. İçi acır ve bu acıyı unutmak için hemen oyuna dalmak ister. Oyunla olayı unutur. Çok acı veren bu tür olayları oyun oynayarak unutmayı çocuklar çabuk öğrenir. Ama bu tür olayların sayısı arttıkça çocuk içine kapalı, korku dolu, kendine olan güvenini kaybetmiş,... Devamı

27 12 2010

LEYLA İLE MECNUN HİKÂYESİ

  Mecnun, bir kabile reisinin dualar adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla'nın annesi öğrenir. Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. Kays okulda Leyla' yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar. Mecnun' un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla'yı isterse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla' yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun' u çölde bulur. Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ' yı tanımaz. Babası Mecnûn' u iyileşmesi için Kâbe' ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Alalh ü Tealâya duâ eder: "Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni / Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni." Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar. Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir. Bir  müddet sonra âilesi, Leylâ' yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm' ı vuslatından uzak tutmayı başarır. Mecnûn, çölde, Leylâ' nın evlendiğini arkadaşı Zeyd' den işitince çok üzülür. Leylâ' ya acı bir s... Devamı

26 12 2010

YALNIZCA BUGÜN İÇİN

  1. Yalnızca bugün için mutlu olacağım. Bu, Abraham Lincoln’ün sözlerinin doğru olduğunu gösteriyor: “İnsanlar, olmak istedikleri kadar mutlu olurlar.” Mutluluk insanın içindedir; dış etkenler tarafından belirlenmez. 2. Yalnızca bugün için her şeyi kendi isteklerime uydurmaya çalışmayacak, ben olanlara uymaya çalışacağım. Ailemi, işimi, talihimi oldukları için kabul edeceğim ve bunlara uyum sağlamaya çalışacağım. 3. Yalnızca bugün için vücuduma iyi bakacağım. Egzersiz yapacağım. Vücuduma dikkat edeceğim, onu besleyecek ve önemseyeceğim. Böylece onun isteklerime karşılık verebilecek kusursuz bir makine olmasını sağlayacağım. 4. Yalnızca bugün için zihnimi güçlendireceğim. Yararlı bir şey öğreneceğim. Zihnimi boş tutmayacağım. İlgi, çaba, düşünce ve konsantrasyon gerektiren bir şey okuyacağım. 5. Yalnızca bugün için ruhuma üç alıştırma yaptıracağım. Birine iyilik yapacağım ve bunu kimseye söylemeyeceğim. William James’in söylediği gibi, yalnızca ruhuma alıştırma yaptırmak için, yapmak istemediğim en az iki şey yapacağım. 6. Yalnızca bugün için hoş biri olacağım. Olabildiğince iyi görüneceğim, güzel giyineceğim, alçak sesle konuşacağım, kibar davranacağım, bol bol övgü yağdıracağım, pek fazla eleştiri yapmayacağım, her şeyde bir kusur bulmayacağım, insanları düzeltmeye ya da yönlendirmeye çalışmayacağım. 7. Yalnızca bugün için yalnızca bugünü yaşayacağım. Hayatın sorunlarını bir bütün olarak ele almayacağım. 8. Yalnızca bugün için bir program yapacağım. Her saat için yapmayı düşündüğüm şeyleri yazacağı... Devamı

25 12 2010

Nefreti, Nefretle Değil Ancak Sevgiyle Yok Edebilirsin...

Zaman zaman başkaları tarafından iyi anlaşılamadığımızdan, kendimizi iyi ifade edemediğimizden yada başkalarını anlayamadığımızdan şikayet eder dururuz. Bu durum ile hepimiz hayatımızın belirli dönemlerinde karşılaşmışızdır. Hatta belki felsefesini yaparak derinlemesine konuyu incelemiş, yada umursamadan yalnızca şikayetimizi dile get...irmişizdir. Bir olayı ifade etmenin, bir düşünceyi söylemenin bin bir çeşit yolu vardır. Sesinizin tonu, seçtiğiniz kelimeler, konuşmaya başladığınız zaman söylediğiniz ilk kelime, sizin aslında istemediğiniz bir biçimde algılanmanıza neden olabilir. Fakat ağzınızdan çıkan bir sözün, yada yazdığınız bir kelimenin artık dönüşü yoktur. Hep insanları anlamayı isteriz. Fakat öncelikle, kendimizi anlayabilsek; neden yapıldığımızı, gerçekten ne olduğumuzu, neden böyle davrandığımızı, güçlü yanlarımızı ve onları nasıl kuvvetlendirebileceğimizi, zayıflıklarımızı anlayabilsek, onların üstesinden de gelmeyi bilebilirdik. Hep insanları değiştirmeyi isteriz. Diğer insanları anlamaya çalışırken, bizden değişik oldukları için yanlış olmadıklarının farkına varabiliyor muyuz? Bir insanı seviyorsunuz, ama onun beğenmediğiniz yönleri var, onu değiştirmek istiyorsunuz. Peki hiç düşündünüz mü? O insan değişince, sizin sevdiğiniz insan mı olacak, yoksa başka bir insan mı? İnsanları olduğu gibi kabul etmeli, herşeyi ile, bütünüyle. İnsanlar değişime karşı değildir. Onlar değiştirilmeye karşıdırlar Hep olaylara kendimiz açısından bakarız. Peki hiç empatiyi denediniz mi? Empati; bir insanın kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Kişiler ile iletişim kurarken, ne olduğumuzu değil, karşımızdakinin bizi nasıl gördüğünü düş&... Devamı

25 12 2010

SEVGİLERDE

SEVGİLERDE Sevgileri yarınlara bıraktınız Çekingen, tutuk, saygılı. Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı. Bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz) Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi Kalbinizi dolduran duygular Kalbinizde kaldı Siz geniş zamanlar umuyordunuz Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek. Yılların telaşlarda bu kadar çabuk Geçeceği aklınıza gelmezdi. Gizli bahçenizde Açan çiçekler vardı, Gecelerde ve yalnız. Vermeye az buldunuz Yahut vakit olmadı Behçet Necatigil ... Devamı

24 12 2010

Hayatın Gerçek Amacı

"Hayatımızın gerçek amacının mutluluğu aramak olduğuna inanıyorum. Gerçek mutluluğa ulaşmak Batıda her zaman hasta edici, anlaşılmaz, ele geçmez bir şey gibi görülmüştür. Varlığımızın esas anlamı mutluluktur, mutluluğu aramaktır. Mutluluğu gerçek bir hedef olarak görmek ona doğru olumlu adımlar atmamızı sağlar" diyen Dalai Lama çok haklıdır. Mutlu olmak için pek çok şeye ihtiyacınızın olduğunu düşünebilirsiniz ama ihtiyaç duyduğunuz o şeylerin çoğunun aslında eskiden zaten sahip olup sonradan kaybettiğiniz şeyler olduğunu pek fark edemezsiniz. Hayat kalitemizi bozan güncel sorunlardan çoğunun kaynağı mutsuzluğumuzdur: Uyku sorunları, yorgunluk yakınmaları, çarpıntı atakları, mide-bağırsak spazmları, kas ve eklem ağrılarınızın, göğüs sıkışmaları ve nefessiz kalmalarınızın, kırgınlık ve alınganlıkların, hiddet ya da öfke patlamalarına kapılmamızın, eşimize, işimize, arkadaşımıza bile güvensizlik duymalarınızın, endişe ve korkularınızın arkasında çoğu kez mutsuzluk sorunu yatmaktadır Mutsuzluk Bulaşıcıdır! Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalık gibidir. Hastalığın kişisel olmaktan çıkıp toplumsal bir sorun haline dönüştüğünü düşünenlerin sayısı artmaktadır: Kavgacı, gürültücü, suç oranı yüksek, yardımlaşma, şefkat, hoşgörü oranı düşük bir toplum haline gelmemizin sebebi mutsuzluktur. Aşktan, dostluk ve arkadaşlıktan, sevgi, başarı, takdir ve iltifattan çok çelme takmayı, kazıklamayı, kıskançlık, düşmanlık, kin, nefret ve aşağılamayı daha çok kullanmamızın nedeni de büyüyen toplumsal huzursuzluk ve mutsuzluktur. Konunun sosyolojik yanı bizim işimiz değil ama sağlık tarafı bir hayli önemlidir. Mutlu olmaya hazır bir toplumuz. Kolay, uy... Devamı