11 10 2010

Can Dündar - OLGUNLAŞMAK

  Artık eskisi gibi her haftasonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım. İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.Ben demiştim sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.. Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Boş geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama çokta yorulmaktan kendimi çokta hırpalamaktan yana değilim. Gerektiğinde hayır demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme, eşime ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ard... Devamı

04 10 2010

KÖTÜLÜĞÜN YOLDAŞI NEFİS

  Olabilirdilerin ardına saklanmakla bitmiyordu iş. Korkuyla karışık kaçmanın sığınağı zannedilen yalnızlıklar. Bizide birgün yarı yolda bırakmazlar mı? Yine ay,yine gece deriz dert sığınağı bir sundurma ararız dert hanemize . Dostlarımızdan imdat çığlığımızı duymalarını isteriz. Onlarda bizden yüz çevirmezler mi (?) Onlarda terketmezler mi en zor ,korunmasız ve teselliye muhtaç anlarımızda . Onlarda nefsinle hesaplaş demezler mi ? Hep sığındığım kitaplardan biriydi. Yanımdan ayırmayı aklımın ucundan geçirmediğim. *YUSUF HAS HACİP'in KUTADGU BİLİG 'İ şöyle diyordu kitapta Et özke bulun bolma bilgi ulug Et öz bulnasa kör kolur din yulug (Ey büyük bilgi sahibi,vücudun esiri  olma;vücud seni esir ederse fidye olarak dinini ister.) Nasıl istemesin ki insanlar kendilerini şeytanın sesine emanet etmişcesine bu dünyadan kendilerini soyutlamaya çalışırken nasıl olurda  tövbe edip dine yönelirler. Devam ediyor kitapta. Bu et özke birme tilek arzusun Tilek bulsa yiyür idüsü başın (Bu vücudun  dilek ve arzusunu yerine getirme,dileğine kavuşursa sahibinin başını yer ) Yemiyormu zaten ,hemde tamahkarlıkla ,büyük bir hazla yalayıp yutuyor midesi delinmişcesine . Bu yok olmaya dur  demeli. Ama nerede hangi kuytuya saklanmıştır dur diyecek " irade" İradenin şekli şemali nasıl dır diye soranlara sözlükler de anlamı şöyle  açıklanır "isteme gücü" Aklımı zorlayan bir soru . Peki bu güç yalnızca nefs-i emmare için mi çalışır? Kutadgu Bilig'e devam edelim. Bu kün kodmagın... Devamı

26 09 2010

BULUŞMAK ÜZERE

Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor ...mübarek Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenceden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İçine doğdu belki de İşte çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varım CAN YÜCEL Devamı

22 09 2010

Cemal Süreya / Biliyorum Sana Giden

Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni Ne kadar yakından ve arada uçurum; ...İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Yalnız seni, yalnız senin gözlerini Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Ben artık adam olmam bu derde düşeli Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım Bu böyle pek de kolay değil gerçi... Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; Bunun verdiği mutluluk da az değil ki Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi: Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri ... Devamı

22 09 2010

Can Dündar - İyi Düşünün

Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi? Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi? Bu yıl hiç Gün ışığı ile uyandınız mı? Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz? ...Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız? Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız? Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç? Ve siz onu hiç kokladınız mı? Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı? Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız? Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz? Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl? Çimlere uzandığınız oldu mu? Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç? Hiç Suda taş kaydırdınız mı bu yıl? Kaç kez kuşlara yem attınız? Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı? Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz? Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı? Kaç kez mektup aldınız bu yıl? Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç? Kimseyle barıştınız mı bu yıl? Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl? İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "küçük şeye"e bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl? Yayılın çimenlerin üzerine Acele edin. Er veya geç Çimenler yayılacak üzerinize CAN DÜNDAR ... Devamı

22 09 2010

Evli Erkeğin Evrimi

  6. hafta: Seni seviyorum 6. ay: Tabii ki seni seviyorum 6. yıl: Seni sevmesem çoktan çeker giderdim 6. hafta: Aşkım ben geldim 6. ay: Selam! 6. yıl: Annen ne yemek yapmış? 6. hafta: Zahmet etme ben açarım 6. ay: Ben açayım mı kapıyı? 6. yıl: Yahu şu kapıya baksanıza! 6. hafta: Aşkıııım Ayşe telefonda 6. ay: Seni arıyorlar 6. yıl: Telefoooon! 6. hafta: Zor bir çocukluk geçirmişsin 6. ay: Senin anan da cins ha 6. yıl: Ulan tam da anana çekmişsin 6. hafta: Bu yaz seni Venedike götüreceğim 6. ay: Tatilde Ankara ya gitsek ne olur? 6. yıl: Niye evin suyu mu çıktı? 6. hafta: Bu yüzüğü inş seversin 6. ay: Resim çerçevesi aldım her zaman lazım 6. yıl: Şu parayla kendine bir şey al 6. hafta: Hangi filmi görmek istersin? 6. ay: XX'e gidelim mi? 6. yıl: XX'i gör ben çok beğendim 6. hafta: Üzülme sevgilim leke yapmaz 6. ay: Dikkat etsene yahu! 6. yıl: Amma da sakarsın be kadın! 6. hafta: Ben pek bu fikirde değilim 6. ay: Bu konuda yanlış düşünüyorsun 6. yıl: Saçma sapan konuşma Alla sen 6. hafta: Yaptığın yemeklere de bayılıyorum 6. ay: Bu akşam ne yiyoruz? 6. yıl: Gene mi makarna! 6. hafta: Bu elbise sana çok yakışmış:x 6. ay: Bir elbise daha mı aldın? 6. yıl: Kaç para verdin buna? 6. hafta: Özür dileyecek bir şey yapmadın ki 6. ay: Biraz dikkat etsene be kızım 6. yıl: Hay senin eline.   alıntı ... Devamı

21 09 2010

KÖRDÜĞÜM

Yüreğini hazırlamamıştı oysa karanlığa. Yalnızlığın ilk tokadı da beklediğinden erken çalmıştı kapısını. Mazinin mezarında iki genç kalp çarpıntısında yitmişlerdi. İki bakış ışın olup delmişti nice yılları. Genç kadının elinde bir aşk bohçası… Genç adamın elinde aşk bohçasının düğümü. Kördüğüme dönüşüp hiç bitmemeliydi oysa. ‘Muhayyel’ bir yastıkta aşkın kırk yılları. Evlenilirdi. Bir yıl sonra çoluk çocuğa karışmışlığın uykusuz geceleriyle adımlanılırdı günler. Yüzükle taçlandırılan geri dönüşümsüz birliktelik . Siyah – beyaz resimlerde canlanırdı el ele tutuşmalar. Hani o ‘hayali cihan değer’in ışıltısı mı vuran buğuyla kaplanmış odamızın camına? Aynı anda aynı duayı geçirirdik içimizden. Öz kızımızın el oğlu kocasına, öz oğlumuzun el kızı karısına ALLAH muhtaç etmesin. Şu yalan dünyanın yalan günlerinde diye. Allah’tan gecinden versin dileyerek ölümü dileyişimizdi. Biz ki aynı anda bu çilekeş yılların tek şahidi bedenleri (ayrı gayrı değil birlikte acımıza göz yaşımız düşmesin diye) terketmek için iştiyak ederdik. Ağız dolusu aminlerimiz vardı bu yüzden. Sağlığımızda elimizden tutmayan çocuklarımız, ölüme yaklaştığımızda da çalarlar mıydı ki kapımızı? Sıcak bir tas çorbaya hasret bırakırlarmıydı ki? Oyun bozanlık edip ilk önce sen terk ettin beni… Gergin tenimiz, gevşekleşerek yeni çizgilere yer açmaya yeltendiğinde; gençliğimize nasılda güvenmiştik. Ayrı ırmakların birleştiricisi deltaları olmuştuk. Bizdik yeten birbirimize. Sanki etrafımızı kuşatan şu yeşil örtü... Devamı

21 09 2010

NERELERDESİN

Gökyüzünde güneş doğardı içimde sen. Ardından kalbimde tomurcuklanmalar başlardı. İlk bakış, ilk yara mıydı bu? Sözümün gönlüne aksi düşünce aynılaşma  başlar sanmıştım, sırrını gizlediğindim. Sevdan silineli yıllar oldu. Ben hala aynı, farkındalık arıyorum gitgide. Yalnızlığıma kılıftın, gözyaşlarımı silecek naif ellerini ahh bulabilsem! Seccaden yine aynı yerinde. Hiçbirşey değişmedi, yakıp yıkıp gitsen de yokluğun ziyadesiyle acıtıyor içimi, bitmiyor işte. Unutulmak yetmiyor, unutamıyorum. Gözyaşım katren olsaydı. Sevdam kuyuda yusuf, yitmezdim belki böyle bir ela gözlüye. Saksımdaki çiçeğimdin. İçimdeki toprağın, yalnızlık vurdu mu bizi böylesi kara bir gecede? Kaşla göz arası içime  dokuduğum sevdam. Gözlerin gönlüme serilen ipek bir yorgan gibiydi. Düşlerim kelimelerin esiri olmuş boğuşurken. Sevdamı kuşlara kanat etmiştim, nereden bilirdim göç mevsimi erken uğramış yurduma. Sen gibiydim. Benliğimden uzak kıtalara savrulmuştum. Ben gibiydin. Bizlikten  hiç olmamacasına uzakta. Yıllarca peşinden sürüklenen küçük bir çocuktum, içimdeki çocuğu hiç büyütmeyen. Öyle ya gözlerinde mıhlanmamı birer milat sayabilir miydim? Yine kimsesizlğin koynunda alacakaranlık bir kabus görmekteydim. Ödüllerin  katmerli birer ayrılık mıydı bana? Ne batınında mutluluğa, ne zahirinde kederle dans edişimizin şavkı vururdu vuslata. Bu kadar aşina, bu kadar yakıcı olabilir miydi (?) ayrılığın bize yansıyan yüzü? Zamansızdık; büyük kentlerin kocaman yüreklerini bir araya getirmesiyle iki gencin masalı mıydı&... Devamı

21 09 2010

NERELERDESİN

Gökyüzünde güneş doğardı içimde sen. Ardından kalbimde tomurcuklanmalar başlardı. İlk bakış, ilk yara mıydı bu? Sözümün gönlüne aksi düşünce aynılaşma  başlar sanmıştım, sırrını gizlediğindim. Sevdan silineli yıllar oldu. Ben hala aynı, farkındalık arıyorum gitgide. Yalnızlığıma kılıftın, gözyaşlarımı silecek naif ellerini ahh bulabilsem! Seccaden yine aynı yerinde. Hiçbirşey değişmedi, yakıp yıkıp gitsen de yokluğun ziyadesiyle acıtıyor içimi, bitmiyor işte. Unutulmak yetmiyor, unutamıyorum. Gözyaşım katren olsaydı. Sevdam kuyuda yusuf, yitmezdim belki böyle bir ela gözlüye. Saksımdaki çiçeğimdin. İçimdeki toprağın, yalnızlık vurdu mu bizi böylesi kara bir gecede? Kaşla göz arası içime  dokuduğum sevdam. Gözlerin gönlüme serilen ipek bir yorgan gibiydi. Düşlerim kelimelerin esiri olmuş boğuşurken. Sevdamı kuşlara kanat etmiştim, nereden bilirdim göç mevsimi erken uğramış yurduma. Sen gibiydim. Benliğimden uzak kıtalara savrulmuştum. Ben gibiydin. Bizlikten  hiç olmamacasına uzakta. Yıllarca peşinden sürüklenen küçük bir çocuktum, içimdeki çocuğu hiç büyütmeyen. Öyle ya gözlerinde mıhlanmamı birer milat sayabilir miydim? Yine kimsesizlğin koynunda alacakaranlık bir kabus görmekteydim. Ödüllerin  katmerli birer ayrılık mıydı bana? Ne batınında mutluluğa, ne zahirinde kederle dans edişimizin şavkı vururdu vuslata. Bu kadar aşina, bu kadar yakıcı olabilir miydi (?) ayrılığın bize yansıyan yüzü? Zamansızdık; büyük kentlerin kocaman yüreklerini bir araya getirmesiyle iki gencin masalı mıydı&... Devamı

21 09 2010

GÜLÜM

Konar geçer sevdalarla yola çıkardık. Merhabaların has’ı  yüreğimizde sıcaklığını hissettiğimizdi . Yıkılmak bilmezdi umutlarımız . Çare arardık bugünün batağa saplanmış sancılarına . Ana sütü gibi helaldi gözyaşlarımız. Kabuğu açılmamış inci tanesi sarhoşluğunda. Daüssıla hüznü yerleşen kalbimizle acılara dimdik karşı koymayı bildik. Sevdaydı. Dirençti. Kindi. İhanetti. Yuva yıkanlara baş kaldırmaktı en asil davranış. Bir bağlılıktı ki, onuru korumaya değer. Bir sevdaydı bağ bozumlarında ilk bakış. Bir fidanın ilk sürgünü, bir baş eğmezin türkü mırıldanışı gibi. Bir sevdaydı; kalbinde yerimin hep var, hep sıcak olduğunu bildiren Onur için hep savaşmak gerekirdi. Kurşun yerine hep gül dağıtmaktı ellere. Parmakların basıp da kanlar akıtmayacağı, yuvaları söndürmeyeceği; bir asırlık ömürleri ateşleyip, dile kolay anılarda bir saniyede geçiştirilemeyeceği, silahların üretilmediği ve üretilmemesi için ayak diremenin adıydı. Gülüm demişti ve öyle yazmıştı kağıda. Son sözü bu olmamalıydı…. EMİNE GÖL YILMAZ ... Devamı