24 12 2010

Hayatın Gerçek Amacı

"Hayatımızın gerçek amacının mutluluğu aramak olduğuna inanıyorum. Gerçek mutluluğa ulaşmak Batıda her zaman hasta edici, anlaşılmaz, ele geçmez bir şey gibi görülmüştür. Varlığımızın esas anlamı mutluluktur, mutluluğu aramaktır. Mutluluğu gerçek bir hedef olarak görmek ona doğru olumlu adımlar atmamızı sağlar" diyen Dalai Lama çok haklıdır. Mutlu olmak için pek çok şeye ihtiyacınızın olduğunu düşünebilirsiniz ama ihtiyaç duyduğunuz o şeylerin çoğunun aslında eskiden zaten sahip olup sonradan kaybettiğiniz şeyler olduğunu pek fark edemezsiniz. Hayat kalitemizi bozan güncel sorunlardan çoğunun kaynağı mutsuzluğumuzdur: Uyku sorunları, yorgunluk yakınmaları, çarpıntı atakları, mide-bağırsak spazmları, kas ve eklem ağrılarınızın, göğüs sıkışmaları ve nefessiz kalmalarınızın, kırgınlık ve alınganlıkların, hiddet ya da öfke patlamalarına kapılmamızın, eşimize, işimize, arkadaşımıza bile güvensizlik duymalarınızın, endişe ve korkularınızın arkasında çoğu kez mutsuzluk sorunu yatmaktadır Mutsuzluk Bulaşıcıdır! Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalık gibidir. Hastalığın kişisel olmaktan çıkıp toplumsal bir sorun haline dönüştüğünü düşünenlerin sayısı artmaktadır: Kavgacı, gürültücü, suç oranı yüksek, yardımlaşma, şefkat, hoşgörü oranı düşük bir toplum haline gelmemizin sebebi mutsuzluktur. Aşktan, dostluk ve arkadaşlıktan, sevgi, başarı, takdir ve iltifattan çok çelme takmayı, kazıklamayı, kıskançlık, düşmanlık, kin, nefret ve aşağılamayı daha çok kullanmamızın nedeni de büyüyen toplumsal huzursuzluk ve mutsuzluktur. Konunun sosyolojik yanı bizim işimiz değil ama sağlık tarafı bir hayli önemlidir. Mutlu olmaya hazır bir toplumuz. Kolay, uy... Devamı

22 12 2010

Yıkıcı Tartışmalardan Kaçınmanın 10 Pratik Yolu

Her çift tartışır. Bazıları açıktan açığa birbirine bağırarak tartışırken; bazıları da ilişki ve iletişim kurmayı reddeder. Yöntemleri ne olursa olsun, sonuç aynıdır - duyguların incinmesi ve düş kırıklığı.  Yapıcı bir şekilde tartışmanız için bazı ipuçlarım var; eğer doğru bir şekilde uygulanırsa, gelişme ve problemlerin çözümü için bir yol olabilir. 1. Kızgınlığın kendisinin tahripkâr bir duygu olmadığını bilmek gerekir. Kızgınlıkla öfke arasında muazzam bir fark vardır. Bir kişi kızdığı zaman duygularını ifade etme ihtiyacı duyar, bir şeyleri ya da ilişkileri bozmaz - ki bu türlü bir davranış öfkedir. 2. Sinirlenmeden önce duygularınızı ifade edin. Siz veya eşiniz olaya olduğu gibi yaklaşabilirse ve güvenli bir şekilde çözmeye çalışırsa, olay tartışma noktasına gelmeyebilir. Bazen bazı şeyler sadece ifade edilmeye ihtiyaç duyar ve eğer eşiniz sizin nasıl hissettiğinizi anlarsa, birçok tartışma önlenebilir. 3. Sesinizi yükseltmeyin. Kırılmış duygularınız veya farklılıklarınızla ilgili meselelerin bir fısıltıyla çözülebilmesi oldukça şaşırtıcıdır. Birbirine bağıran eşlere sadece bir fısıltıyla iletişim kurmalarını tavsiye ederim ve böylece ilişkilerindeki kızgınlık faktörünü büyük ölçüde azaltmış olurlar. 4. İlişkinizi tehdit etmeyin ve her tartışmayı ilişkinize karşı bir tehdit olarak algılamayın. Bu tarz duygusal şantajlarla karşıdaki panik ya da kaçış moduna girer. Siz ayrılmak istediğinizi söylerken, karşınızdaki yeni bir eş bulmak için planlar yapıyor olabilir. Bunun yanı sıra karşınızdaki kişi ailesini kaybetmek fikriyle öylesine yıkılmıştır ki şiddetli bir depresyon yaşayabilir ve bu sizi sonuca götürmez. 5. Problemlerinizi ... Devamı

21 12 2010

Hastalıkların Düşünceyle İlişkisi

  Genel hastalık bilgileri bölgesel şikayetlerinizde anlamanız gereken ruhsal nedenler için, bölgesel hastalık anlamları aşağıda verilmiştir.amaç ağrı ve sızılarımızdan yola çıkarak kendimizi daha iyi tanıyarak ve nerede yanlış yaptığımızı anlayarak çözüme ulaşmak olmalıdır.bu bilgiler reiki ye göre dir... Sevgiyle..   Kırgınlık,gücenme,darılma,öfke uzun zaman içte tutulduğunda bedeni yemeye başlıyor ve kanser oluşuyor.sürekli kendimizi yada başkalarını eleştirmek romatizmanın kaynağı.suçluluk duygusu daima ceza arar ve bu ceza da ağrılar yaratır.korku ve gerginlik ;kellik,ülser hatta ayak ağrılarına neden olur.   Baş:bizi temsil ediyor.dünya ya gösterdiğimiz şey.genellikle başımızla tanırız.baş bölgesinde sorun varsa bu genellikle ‘’bizde’’çok yanlış bir şey olduğu duygusunu taşıdığımız anlamına gelir.   Saç:dayanıklılığı temsil ediyor.gergin ve korku dolu olduğunda sıklıkla omuz kaslarında başlayan katılaşma başımızın tepesine,göz çevresine kadar yayılır.   Kulaklar:işitme kapasitesini temsil eder.sorun varsa,işitmek istemediğimiz bir şeylerin olup bittiğini gösterir.kulak ağrısı,işittiğimiz bir şeyden duyulan kızgınlıktır.sağırlık,birlikte yaşamak zorunda olduğun birine katlanamamanın göstergesidir.   Gözler:görme kapasitesini temsil eder.görmek istemediğimiz şeyler göz sorunları olarak karşımıza çıkar.   Baş ağrıları:kendimi yanlış,degersiz,geçersiz görmekten kaynaklanır.kendinizi hangi konuda hatalı bularak yargıladığınızı bulun.kendinizi affedin.migren türü baş ağrıları ,mükemmeliyetçilikten kaynaklanır.   Sinüs ağrıları yüzde,burnun çok yakınında hissedilir.hayatınızda size çok yakın olan birisinden rahatsızlık duyduğunuzun göstergesidi... Devamı

11 12 2010

Emma Bombeck Avustralya'da kanserden öldü..

ölümünden hemen önce yazdıkları ‎"Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer; Hastayken yatağa girer dinlenirdim. Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim.. Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım.. Daha az konuşur, ama daha çok dinlerdim.. Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim.. Oturma odasında TV seyrederken, patlamış mısır yer, şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda ona engel olmazdım.. Yerler leke olacak diye korkmazdım.. Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım.. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım.. Saçım bozulmasın diye, arabanın camının açılmasını önlemezdim.. Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum.. TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.. Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım.. Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim.. Bu o kadar nadir bir olay ki.. Mucize gibi bir şey.. Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla "Önce git ellerini yüzünü yıka" demezdim.. Onlara daha çok "seni seviyorum", ondan da daha çok "özür dilerim" derdim.. Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu.. Dikkatle bak.. Gerçekten gör.. Yaşa.. Vazgeçme.. Küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeç.. Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi.. Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çal... Devamı