21 09 2010

KÖRDÜĞÜM

Yüreğini hazırlamamıştı oysa karanlığa.

Yalnızlığın ilk tokadı da beklediğinden erken çalmıştı kapısını.

Mazinin mezarında iki genç kalp çarpıntısında yitmişlerdi.

İki bakış ışın olup delmişti nice yılları.

Genç kadının elinde bir aşk bohçası…

Genç adamın elinde aşk bohçasının düğümü.

Kördüğüme dönüşüp hiç bitmemeliydi oysa.

‘Muhayyel’ bir yastıkta aşkın kırk yılları.

Evlenilirdi.

Bir yıl sonra çoluk çocuğa karışmışlığın uykusuz geceleriyle adımlanılırdı günler.

Yüzükle taçlandırılan geri dönüşümsüz birliktelik .

Siyah – beyaz resimlerde canlanırdı el ele tutuşmalar.

Hani o ‘hayali cihan değer’in ışıltısı mı vuran buğuyla kaplanmış odamızın camına?

Aynı anda aynı duayı geçirirdik içimizden.

Öz kızımızın el oğlu kocasına, öz oğlumuzun el kızı karısına ALLAH muhtaç etmesin.

Şu yalan dünyanın yalan günlerinde diye.

Allah’tan gecinden versin dileyerek ölümü dileyişimizdi.

Biz ki aynı anda bu çilekeş yılların tek şahidi bedenleri (ayrı gayrı değil birlikte

acımıza göz yaşımız düşmesin diye) terketmek için iştiyak ederdik.

Ağız dolusu

aminlerimiz vardı bu yüzden.

Sağlığımızda elimizden tutmayan çocuklarımız, ölüme yaklaştığımızda da çalarlar

mıydı ki kapımızı?

Sıcak bir tas çorbaya hasret bırakırlarmıydı ki?

Oyun bozanlık edip ilk önce sen terk ettin beni…

Gergin tenimiz, gevşekleşerek yeni çizgilere yer açmaya yeltendiğinde;

gençliğimize nasılda güvenmiştik.

Ayrı ırmakların birleştiricisi deltaları olmuştuk.

Bizdik yeten birbirimize.

Sanki etrafımızı kuşatan şu yeşil örtü, bizden daha fazla mı yaşamıştı kesreti.

Bizim yok muydu sanki çiy tanelerimiz.

Sevgi sözlerimiz birer katre değil miydi (?)

Yüreğimizde biriken….

Bakma, sensiz de mutluyum çok mutluyum deyişime.

Vazodaki yapma çiçeler toz içinde.

Memlekete gitmeye ayaklarım varmıyor.

Alın terinle yetiştirdiğin bahçedeki bir tek çiçeğe dahi uzatamıyorum elimi.

Bakma sensiz de mutluyum deyişime.

Bu sözlerim sana kırgınlığımdan.

Bu sözlerim seni kaybolmamış, seni var saydığımdan.

Gözlerindeki ışıltılar, kar taneleri gibi biri diğerinin aynı olamayan sekillerle

süslenirdi.

Evet, kördüğüm olmalıydık ve hiç bitmemeliydi öykümüz.

Bakmaya doyamaz, baktıkça dalar, daldıkça içindeki boşluğa.

Yüreğinin ne kadar dipsiz bir kuyu olduğuna şahitlik ederdim…

EMİNE GÖL YILMAZ

13
0
0
Yorum Yaz